Farkındalık, Çekirdek İdeoloji ve Sonuçları

Doğan Cüceloğlu gerek kitapları, gerek yaptığı programlar ve paylaşımlar ile takip etmeyi kendim için görev bildiğim kişilerden bir tanesi. Savaşçı, İyi Düşün Doğru Karar Ver, İçimizdeki Çocuk gibi yurdumuz insanı için kritik eserlerin yazarı. İnternet sitesinde yazdığı makaleler ile de oldukça doyurucu bilgiler veriyor, insanları aydınlatıyor. Bu yazıyı yazmama sebep olan yazısı ise “Maydonoz Doğan” başlıklı yazısı.

Yazı aslında bir öz eleştiri. “Büyük insan tek bir cümledir” alıntısı ile başlıyor ve hayatında büyük etkileri bulunmuş kişilerin vizyonlarının nasıl tek cümlede belirlediklerinden bahsediyor. Kendi tek cümlesini (“Çocukluğunu doya doya yaşamanın önemini anlamış bir toplum oluşturmaya katkıda bulunmak.”) ve hayatının geri kalanını bu kendi tek cümlesine ayırmak istediğini paylaşıyor.

Doğan Cüceloğlu’nun insan tek cümle olmalı yaklaşımı aslında kişisel farkındalığın bir ürünü. Ne istediğinizi tek cümle ile anlatır hale geldiğinizde, ne istediğinizi ve daha da çok ne istemediğinizi net bir şekilde görür hale geliyorsunuz. Sektör bağımsız, kendi ile barışık ve başarılı insanlara baktığımda, hepsinin ne istediklerini net olarak bilen insanlar olduklarını görüyorum. Bu konuda aslında böyle düşünen sadece ben de değilim. Yapılan araştırmalar farkındalığı yüksek çalışanların daha yüksek performans gösterdiğini ortaya çıkarıyor.

 

İnsanları kişisel hayatında başarılı yapan şey kişisel farkındalıkları. Peki iş dünyasında her geçen gün artan rekabete, krizlere ve hızlı değişime rağmen ayakta kalan şirketlerin başarıları içinde “şirket olarak farkındalıkları” diyebilir miyiz sorusu benim aklıma takıldı ve bu konu üzerine biraz çalıştım. Şimdiden kısa bir cevap vereyim: Evet, bugün Sony’den Disney’e kadar uzun yıllar boyunca krizler ve değişime ayak uydurup, başarılı olmuş şirketlerde bunu sağlayan şey şirket olarak farkındalıkları.

James Collins ve Jerry Porras’ın Harvard Business Review için hazırlamış oldukları “Şirketinizin Vizyonunu Oluşturmak” başlıklı makalelerinde başarılı bir strateji için vizyonun öneminden bahsediyor. Makaleye göre vizyonun şirket ve strateji üzerindeki temel etkisi şu şekilde;

“Vizyon, hangi temelin korunacağı ve hangi geleceğin ilerlemeyi hızlandıracağı konusunda kılavuzluk yapar.”

Kabul etmemiz gereken bir gerçek varki bugün iş dünyası daha önce hiç karşılaşmadığı bir değişiklikle karşılaştı. Önceden hayal bile edemeyeceğimiz hızdaki değişimle hergün karşı karşıyayız. Sadece aynı sektör içerisinde değil, farklı sektörler içerisinde bile rekabetin sınırları silindi. Birgünde bambaşka sektörden biri sizin için sıkı bir rakip haline gelip, sizi sıkı bir şekilde zorlayabiliyor. Box’un kurucusu Aaron Levie’de bu durumu bir tweeti ile özetlemiş durumda;

Rekabetin ortaya çıkışı aslında insanlık tarihi kadar eskiyken bugün hala bizim rekabet konuşuyor olmamızın önemli bir sebebi rekabetin tabiatının değişim geçiriyor olması. Bugün maliyet optimizasyonu bir organizasyonun daha fazla kazanç elde etmek için yapması gereken en temel aksiyonlardan bir tanesi. Değişen rekabet etme şekli, şirketlerin maliyet optimizasyonları konusunda sürekli diken üstünde kalmasına neden oluyor. Bugün sizin tüm optimizasyonlarınızla birlikte 10 birim enerji harcayarak son kullanıcıya yarattığınız değeri, bir anda hiç beklemediğiniz biri 1 birim enerji ile oluşturarak karşınıza çıkabiliyor. Hatta çoğu zaman aradaki oran çok daha acımasız oluyor. (Kodak vs Instagram örneği bu konu için en ciddi vakalardan bir tanesi.)

Ram Charan, Bank of America’dan Verizon’a, 3M’den Novartis’e kadar dünya çapındaki başarılı şirketlere 35 yıldır danışmanlık yapıyor. Son yıllarda iş dünyasında “karar almakla” ilgili ne değişti sorusuna verdiği yanıtta bu durumu net olarak özetliyor.

“Doğru cevabı bulmak günümüzde daha zor. Bunun sebebi sadece daha fazla değişkenin olması değil. Yöneticilerin de hareketli ve çok belirsiz etkenler hakkında sübjektif kararlar alması gerekiyor. Teknolojinin, endüstrilerin sınırlarını sildiği ve değişimin, denge halini bekleyemeyeceğiniz kadar hızlı olduğu bir dönemde her zamanki rekabet analizi iyi işlemez.” – Ram Charan

İş dünyasında meydana gelen bu değişimin bize yansıyan en somut karşılığı kısalan şirket ömürleri. Eskiye göre daha kolay şirket açılması ve bunun paralelinde daha fazla şirket açılmasından kaynaklanan bir şirket ömrü düşmesinden bahsetmiyorum. Genel olarak belli bir başarıyı yakalamış şirketler arasındaki düşüşten bahsediyorum. Bu konuyla ilgili en aydınlatıcı çalışmalardan birinin Yale üniversitesinden Richard Foster’ın yaptığı araştırma olduğunu düşünüyorum. S&P 500 index içerisindeki şirketlerin ömürleri son yüzyıl içerisinde 50 yıldan daha fazla düşmüş durumda. 1920’lerde ortalama bir şirket ömrü 67 yıl iken günümüzde yaklaşık olarak 15 yıl. Peki sürdürülebilir ve başarılı şirketlerin sırları nerede? Uzun yıllar bu değişim karşısında ayakta kalan şirketler bunu nasıl başardılar? James Collins ve Jerry Porras makalelerinde bunu şu şekilde özetliyorlar:

“Sony’den Masaru Ibuka, 3M’den William McKnight ve Motorola’dan Paul Galvin gibi şirket kurucuları, nereye gildiğinden çok kim olunduğunu bilmenin daha önemli olduğunu, çünkü çevre değiştikçe nereye gidildiğinin de değişeceğini anlamışlardır.”

Şirket Farkındalığının Bir Ürünü Olarak Çekirdek İdeoloji

Doğan Cüceloğlu’nun kendisi için çıkarmış olduğu tek cümlesi, hayatının geriye kalanını yaşarken ne yapması ve daha da çok ne yapmaması gerektiği konusunda kendisine rehber oluyor. Kişisel farkındalığın bir sonucu olarak nasıl insanın tek cümlesi ortaya çıkıyorsa, şirket farkındalığının bir sonucu olarakda “çekirdek ideoloji” ortaya çıkıyor. Kişisel farkındalığın insanın kendini gerçekleştirmek için yarattığı tüm fırsatları şirketler için bu çekirdek ideoloji yaratıyor.

Her şirketin/organizasyonun geliştirdiği stratejiler, gördüğü ve yakalamak istediği fırsatlar var. Vizyon, strateji ve birbirinden çekici fırsatlara rağmen başarı oranın çok düşük olmasının altında yatan önemli bir gerçek var. Fırsatları görmek, büyük resim çizmek elbette bir başarı için olmazsa olmaz fakat bu büyük resim hergün aldığımız onlarca kararların içerisinde kendisini etkin bir şekilde göstermesi, incelikle düşünülerek motif motif işlenmesi gerekiyor. Bu yüzden çekirdek ideoloji tüm rekabet, kriz ve kısıtlı kaynaklara rağmen, yakalanmak istenen fırsat için yapılması en optimum çözümü dinamik olarak tüm organizasyonun her an düşünmesini/keşfetmesini ve bunun üzerine aksiyon almasını sağlar. 

Bunu nasıl yaptığını başarılı şirketlere bakarak daha net görebiliriz. 3M için çekirdek ideoloji “çözülmemiş sorunlara yenilikçi çözümler getirmek”. Çekirdek ideoloji “çözülmemiş sorunlara yenilikçi çözümler getirmek” olduğu zaman post-it gibi yeni bir ürünü bulmak için uzun inovasyon eğitimlerine, çalıştaylarına ihtiyaç duymuyorsunuz. Organizasyonunuz içerisinden biri size bu problem ve çözümle çıkıp geliyor. 

Walt-Disney’in çekirdek ideolojisi “insanları mutlu etmek”. Bir Disney çalışanı, müşteri isteğine nasıl karşılık vereceğini düşünürken doğru kararı alması anlık ve çok kolay. O an karşısındaki müşteriyi mutlu edecek çözümü sunacak. Çekirdek ideoloji sadece anlık ve aksiyonel kararlar için değil, dışarıdan görülmesi zor stratejik kararları verirken de rehberlik yapar. (Jack Dorsey’in Walt-Disney yönetim kuruluna katılması ile ilgili QUARTZ’ın analiz yazısına buradan ulaşabilirsiniz.)

Tekrar en başa dönecek olursak büyük insanlar tek cümledir. Büyük şirketlere baktığımız zamanda yine tek cümle olduklarını görebiliyoruz. Burada bizim için kritik soru şu: Büyük insalar mı tek cümle, insanlar tek cümlelerini keşfettikleri için mi büyüyorlar? Büyük şirketleri anlatmak için tek cümle yeterli. Şirketler büyüdükleri zaman mı kendilerini tek cümle ile anlatır hale geliyorlar yoksa kendini tek cümle ile anlatabilen şirketler mi büyüyorlar?

Gözlemlerim, deneyimlerim ve düşüncelerim bana bu oyunun tersten çalıştığını gösteriyor. Büyümek, ilerlemek, derinleşmek için öncelikle kendi tek cümlenizi bulmanız gerekiyor. Eğer kendi tek cümlenizi bulamazsanız zamanınızı/enerjinizi nasıl organize edeceksiniz? Hayır demeniz gereken onlarca şeyi neye göre belirleyeceksiniz? Her gördüğünüz fırsatın (bir çoğu sadece bir yansıma) peşinden koşarak kendinizi nasıl gerçekleştireceksiniz? Bir problemle/krizle karşılaştığınızda soracağınız ilk soruyu neye göre soracaksınız? (Her soru için bir cevap alıyorsunuz, cevabın kalitesi sorulan soruya bağlı.)

Birşeyi başlatmak gerçekten zor fakat çok daha zoru başladığınız şeyi tamamlamak, bitirmek ve hayal ettiğiniz sonuca ulaşmak. Hayal ettiğiniz şeyi gerçekleştirmek için hayal ettiğinizden çok daha fazla enerjiye, odağa ve zamana ihtiyacınız var. Kötü haberim şu ki dünyamız enerjimizi, odağımızı ve zamanımızı kolayca bizden almak için herkes yarışıyor. Eğer net bir şekilde ne istediğinizi bilmezseniz kendinizi gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğunuz enerji, odak ve zaman kaynaklarına hiçbir zaman sahip olamayacaksınız.

Takip edilmesi gereken growth hackerlardan biri olan Aaron Ginn ile bu yazıya son verelim:

 

  • Pingback: Bilgi İşcilerini Uçuruma Götüren 4 Kritik Hata | Muhammed Tüfekyapan()

  • Merhaba,

    Öncelikle bu güzel yazı için çok teşekkür ederim.

    Yazıda adı geçtiği anda önce gidip Doğan Cüceloğlu’nun yazısını okudum, gerçekten çok güzeldi. Ardından diğer kaynakları da okumayı istedim fakat İngilizcem yetmedi :/ Sonra okumak üzere kaydettim.

    Şunu belirtmeliyim ki, daha az önce, bu yazıyla karşılaşmadan hemen önce, kendimi yeni bir alan adı almak üzereyken son anda vaz geçirdim. Gerçekleştirmeyi planladığım herhangi bir alanda ilk işim gidip ilgili konuyla alakalı bulduğum en güzel alan adını satın almak oluyor fakat alıp da daha üzerinde çalışmaya bile henüz başlayamadığım pek çoklarına zaten sahibim. Bununla birlikte, son günlerde, bir tanesine gerçekten inanmaya başladım ve yakın gelecekte sadece bununla meşgul olmayı istediğime karar verdim ancak az önce bu kararımı bir anda unutup yeni bir heyecanla ilgili yeni bir adım atacakken buldum kendimi. Bunun sebebi kendi ‘tek cümlemi’ henüz bilmiyor olmam.

    Yazı(ları)nızın önemli noktalarından bir tanesi nelere hayır denmesi gerektiğini bilmek ya, bazı durumlarda, benim gibi, kendimize de hayır dememiz gerekebiliyor. Belki de en çok kendimize hayır dememiz gerekiyor.

    Gerçekten etrafta ilgimizi dağıtacak ve zamanımızı alacak çok fazla unsur var. Onlara taklmadan hedefe ilerlemenin de olmazsa olmazı, tek cümleyi bulmak ve onu her fırsatta hatırlamak olsa gerek.

    Sakıncası yoksa öğrenmek isterim, sizin tek cümleniz ne? Bulabildiniz mi?

  • Ömür öncelikle yorumun için ben teşekkür ederim.

    Yorumunda bahsetmiş olduğun süreçleri çok sık olarak yaşıyorum. Zihnimiz aslında kendi kendimizi geliştirmemizde en büyük engellerden birini oluşturuyor. Bu konuda hafif bir İngilizce ile çok kısaca kendi gözlemimi paylaşmıştım. https://medium.com/@mtufekyapan/your-mind-as-the-enemy-of-your-dreams-846a827a0551 bu linkten ulaşabilirsin.

    Zihnimizin kendi kendini sabote etme sürecinin önüne nasıl geçilebilir kısmı üzerinde bazı çalışmalar gerçekleştirdim. Bu konu üzerine detaylıca yazmak istediğim en temel konulardan bir tanesi. 2015 içerisinde umarım bu konuyu yazabilirim. Genel olarak çok kısaca özetlemek gerekirse, bu durumu sadece dijital dünya yada projelerimiz ile sınırlandırmak hatalı bir yaklaşım oluyor. Projelerimizi bırakmamıza, istediğimiz sonuca gitmemize engel olan şey; “bilgilerimizi uygulamadaki eksikliğimiz”. Aslında odaklanmamız gerektiğini, projemiz yada yapmak istediğimiz başka herhangi bir şey için neler yapmamız gerektiğini biliyoruz. Fakat bildiklerimizi uygulama konusunda aksiyon alamıyoruz. Bildiğimiz, düşündüğümüz ve gördüğümüz halde aksiyon almamızı ne engelliyor? Bu konuyu çözebilmek için öncelikle bunu cevaplamamız gerekiyor.

    Bu sorunun direkt bir yanıtı olmamakla birlikte bağlı olduğu parametreler alışkanlıklardan, çevremize, kendimiz hakkındaki yanlış düşüncelerimizden, kişisel yaşam sistemimize kadar çok geniş bir alana yayılıyor. Doğan Cüceloğlu’nun “Okuduklarımı ve Duyduklarımı Uygulayamıyorum; Ne yapayım?” başlıklı yazısı http://www.dogancuceloglu.net/yazilar/835-okuduklarimi-ve-duyduklarimi-uygulayamiyorum-ne-yapayim bu konuda önemli açıklamalar içeriyor.

    Tek cümlemi tam olarak bulduğumu düşünmüyorum. Fakat en temelde yaklaşımım “değerler” üzerine. Değerli olduğunu düşündüğüm şeyler üzerine zamanımı, enerjimi harcayıp, anlamlı şeyler ortaya çıkardığım zaman gerçek bir akışı yakaladığımı düşünüyorum. Zaman içerisinde değerli olduğunu düşündüğüm şeylerin kendi tabiatları değişebiliyor. Benim değer parametrelerim değişebiliyor. Değeri değerlendirirken kullandığım yöntemim sağlıklı ve performanslı olamayabiliyor. Bunlar da benim dinamik, heyecanlı, biraz kuşkucu olmamı ve zaman zaman enerji/emek harcayıp yaptıklarımdan vazgeçmemi sağlıyor.

    İçimizdeki enerjiyi besleyen ve hiçbir zaman bırakamayacağımız tek şey arayışın kendisi olabilir.

  • Hızlı geri dönüş için teşekkür ederim.

    Yazınızı okudum, az ve öz olmuş. Anladığım kadarıyla hedeften çok hedefe götürecek yollara odaklanmak gerektiğini söylüyorsunuz. Çok doğru.

    Ardından Doğan Cüceloğu’nun paylaştığınız yazısını da okudum. Galiba ben henüz dört basamaktan ikincisindeyim, sadece farkındalık ve çaba var. Görüyorum ki sonraki basamağa ulaştıktan, yapabilme becerisini elde ettikten sonra bile zorlu bir yol var önümde ama sonundaki farkındalığın gitmesi, ustalığın doğal olarak kabul edilmesi aşaması gerçekten çok güzel bir final olmuş. Umarım bunu elde edebilirim.

    Bu kısa sohbet, yazınızı nazarımda daha değerli kıldı, tekrar teşekkürler.

  • Ben teşekkür ederim Ömür.

    Sevgilerle.

  • Pingback: Hannibal'dan Kazanmak ve Başarmak Üzerine Ne Öğrenebiliriz? - Muhammed Tüfekyapan()

  • sami

    Merhabalar,

    Yazı “çekirdek ideoloji” kavramıyla aslında hayatta ne yapmak istediğimizle ilgili arayışı daha somut bir düzeyde ele almış. Aslında Steve Jobs’ın Stanford konuşmasının, Lean Startup süreçlerinin ve başarılı pek çok örneğin bize anlatmaya çalıştığı şeyi bize aktarmaya çalışıyor, hepsinin kalbinde yer alan “ne?” sorusunun karşılığı olan o anlamlı cevabı.

    Sahip olduğumuz düşüncelerin, alışkanlıkların ve yaşam tarzımızın aslında kültürün ve çevrenin yoğun etkisi olduğunu unutmamak ancak bunu eleştiri süzgecinden geçirerek; neden bildiğimiz, duyduğumuz bunca bilgiye rağmen bunları uygulamaya geçiremediğimiz üzerinde ısrarlı bir şekilde gitmek gerekiyor. Yazılar bunları tekrar farketmemiz için gerekli, bunu anlayabilmenin en iyi yoluysa en iyi örnekleri pratik yaşama geçirmekten geliyor.

  • Sami yorumun için teşekkürler. Konunun kısa bir özetini yapmışsın.

    Soru kısmında ‘ne’ sorusu kesinlikle önemli fakat bu konunun ben daha çok ‘neden’ sorusuyla ortaya çıkacağını düşünüyorum. Öncelikle neden sorusuna bir yanıt verdiğinde ‘ne’ sorusu için verebileceğin yanıtların fazlasıyla değişebileceğini ve hatta değişmesi gerektiği fikrindeyim.

    Hayatımıza bunu yansıtabilmek için elbette bu konular üzerine kararlar almamız, aldığımız kararları uyguluyor olmamız çok kritik. Fakat tüm bunları yaparken, birşeyleri yapıp-yetiştirme telaşı içerisine girip de temelleri kaçırmamız gerekiyor. Günümüzde yaşadığımız en büyük problem birşeyleri yapmak uğruna koştururken dönüp baktığımızda temelleri kaçırmış olmamızdan kaynaklanıyor. Zaman zaman durup, bu temellere dönmek, sorgulama süreçleri içerisine girip temelleri keşfetmenin uzun vadede daha değerli bir yatırım olduğunu düşünüyorum.

  • Pingback: Farkındalık Başarı Yolunda İlk Adım – Muhammed Tüfekyapan()